Search narrowed by:



Narrow search


By category:

By publication type:

By language:

By journals:

By document type:


Displaying: 1-10 of 23 documents

0.031 sec

1. Kilikya Felsefe Dergisi / Cilicia Journal of Philosophy: Volume > 1 > Issue: 1
Gülten Karahan Okuroğlu, Nefise Bahçecik, Şule Ecevit Alpar, Felsefe ve Hemşirelik Etiği
abstract | view |  rights & permissions
Felsefe, gerçekliğin doğasını sistematik düşünme yolu ile anlamak isteyen insanın bir etkinliği olarak tanımlanabilir. Ahlak felsefesi ya da etik insan eylemlerini ve bu eylemlerin dayandığı ilkeleri konu edinen felsefe dalıdır. Etik “yanlış”ı“doğru”dan ayırabilmek amacıyla “ahlak” kavramının doğasını anlamaya çalışır. Hemşirelik kuram, uygulama ve araştırmayı felsefe ile ilişkili olarak ele alan bilimsel bir sağlık disiplinidir. Hemşire, bakıma ihtiyacı olan bireye hizmet sunarken, bireyi değerleri, inanç ve tutumları, eylem ve davranışları ile bir bütün olarak görmeli ve onun üst düzey hizmet alma hakkına sahip olduğuna inanmalıdır. Bu inanç hemşirelik bakımının etik zorunluluğudur. Bu makalede “etik” ve “felsefe” kavramları hemşirelik etiği ve hemşirelik felsefesi çerçevesinde incelenmiştir.Philosophy could be defined as a way of systematic thinking of human beings who try to understand nature of reality. The philosophy of morality or ethics is a branch of philosophy that examines human actions and the principles behind these actions. Ethics tries to understand the nature of the “morality” in order to distinguish “right” from “wrong”. Nursing is a scientific health discipline which considers theory, practice, and research in relation to philosophy. Nurse should evaluate the individual as a whole consisting of values, beliefs, attitudes, acts, and behaviors and should believe in his/her right to receive high level care while providing services for an individual who needs care. This belief is the ethical obligation of nursing care. In this article, the concepts of “ethics” and “philosophy” are examined in the context of nursing ethics and philosophy of nursing.
2. Kilikya Felsefe Dergisi / Cilicia Journal of Philosophy: Volume > 1 > Issue: 1
Senem Önal, Kartezyen Özne ve Kantçı Öznenin Heidegger’de Anlamı: Dünyasallık
abstract | view |  rights & permissions
Heidegger’e göre varlık, var-olmakla anlaşılabilendir. Var-olma davranışı ya da var-oluş, insanın bütünsel yapısını ifade eder. O, var olanları kuramsal olarak anlamaktan çok, dünya-ile-birlikte-var oluşunda anlar. Bu yüzden Heidegger insanı, Descartes ve Kant’ın cogito’yla var oluşa getirdiği ayrıma karşı, dünyasallık bağlamında anlar.To Heidegger, being is understandable with be-ing. The comportment of be-ing or existing means a whole structure of human being. He understands beings as in his being with-in-the-world rather than theoretical understanding. Thus, Heidegger understands human being in the context of worldliness contrary to the difference between cogito and being by Descartes and Kant.
3. Kilikya Felsefe Dergisi / Cilicia Journal of Philosophy: Volume > 1 > Issue: 1
Uluğ Nutku, Leibniz’in Monadlar Teorisinin Tarihsel Önemi
4. Kilikya Felsefe Dergisi / Cilicia Journal of Philosophy: Volume > 1 > Issue: 1
Nihal Petek Boyacı, Platon’un İdeal Toplum Modelinde Köleler/Kölelik
abstract | view |  rights & permissions
Bu çalışmada Platon’un Politeia ve Nomoi diyalogları göz önünde bulundurularak, düşünürün ideal toplum yapısı içinde kölelere/köleliğe vermiş olduğu yer açıklığa kavuşturulmaya çalışılacaktır. Düşünür Politeia diyaloğunda kölelerden neredeyse hiç bahsetmezken, Nomoi’da onlarla ilgili önemli düzenlemeler yapmaktadır. Bu açıklama, (Politeia’da en iyi polis olarak anlatılan) kallipolis’te kölelerin/köleliğin var olmadığını gösterirken, ikinci en iyi polisi anlatan Nomoi’da kölelere/köleliğetoplumda yer verdiğini ve böylece geleneksel anlayışı sürdürdüğüne işaret eder. Bu makalede de Platon’un bu iki diyaloğu da göz önünde bulundurularak, onun toplum anlayışı içinde kölelere/köleliğe yer verip vermediği, yer veriyorsa kölelerin kallipolis içinde hangi sınıfta konumlandırdığı sorgulanacaktır. Bir başka deyişle, Nomoi diyaloğunda kölelere ilişkin dile getirilen açıklamalardan ve Politeia’da satır aralarındaki kölelere ilişkin bazı söylemlerden yola çıkılarak kallipoliste kölelerin var olup, varsa da ideal poliste ne şekilde yer alabilecekleri, ontolojik olarak hangi sınıfa dahil edilebilecekleri incelenecektir.In this article, considering the dialogues called Politeia and Nomoi, Plato’s idea on the position of slaves/slavery in the ideal society will be clarified. While the thinker mentions hardly any argument on slaves in the Politeia; he makes significant arrangements about them in the Nomoi. This explanation indicates that he gives the slaves a position in the society in Nomoi which dialogue is about the second best polis and in this way he maintains the traditional idea of slavery, while in the kallipolis (which is mentioned as the best polis in the Politeia) there is no slaves/slavery. In this research, considering the Plato’s these two dialogues, it will be argued that whether he gives a room the slaves/slavery in his concept of society or not; if so, which class in the kallipolis slaves are positioned. In other words, on the basis of the explanation about the slaves in Nomoi and of the some statements about the slaves between the lines in the Politeia, it will be examined that if the slaves have some positions in the kallipolis or not; if so, how they can appear in the ideal polis and which class they are included ontologically.
5. Kilikya Felsefe Dergisi / Cilicia Journal of Philosophy: Volume > 1 > Issue: 1
Ahmet İnam, Ahlâk ve İçtenlik
6. Kilikya Felsefe Dergisi / Cilicia Journal of Philosophy: Volume > 1 > Issue: 1
Kurtul Gülenç, Edmund Husserl’de ‘Başkasının Beni’ Sorunu ve İntersubjektivite Kavramı
abstract | view |  rights & permissions
İnsan, kendi özvarlığını ancak toplumda gerçekleştirebilmektedir, bundan dolayı bütün gerçekliğini ancak başkalarıyla birlikte kazanan bir canlı varlıktır. Bu öz-nitelik birçok tartışmayı beraberinde getirmektedir. Tartışma konuları arasında en önemli problemlerden biri bir arada yaşama problemidir. Bu problemin felsefi açıdan soruşturulabilmesinin yollarından başlıca olanı başkasının ben’i meselesini ele almaktır. ‘Başkası’ sorunu temelde modern felsefe ile yükselen bir bilgi sorunudur. Bu sorun özellikle ‘başka zihinler’ ya da ‘başkasının beni’ sorunu olarak belirir: ‘Başkasının beni’ni nasıl bilebiliriz? Bu çerçevede yazının amacı, felsefi açıdan insanlar arası ilişkilerin temelini, başka bir ifadeyle başkasının beni’nin bilgisinin nasıl mümkün olabileceğini incelemek ve söz konusu inceleme ekseninde bir arada yaşama problemi açısından önemli bir kavram olan ‘intersubjektivite’ kavramını açıklamaktır. Yapılacak olan bu araştırma, 20. yüzyılın en önemli filozoflarından Edmund Husserl’in fenomenolojik yaklaşımı çerçevesinde gerçekleştirilecektir.Human being can realize his/her self-existence only within society; hence it is a living entity which acquires all its reality together with others. This attribution brings along numerous discussions. Amongst these discussions one of the most important problems is the problem of co-existence. The main way, among others, of inquiring this problem in terms of philosophy is to examine the issue of the self of other. The problem of ‘other’ is fundamentally a problem of knowledge which rose with modern philosophy. This problem particularly appears as the problem of ‘other minds’ or ‘the self of other’: How can we know ‘the self of other’? Within this framework, the purpose of the article is to examine the basis of relations between humans, in other words how the knowledge of the self of other could be possible and to explain the concept of ‘intersubjectivity’ which is an important notion with regard to the problem of co-existence in the axis of this examination. The study will be carried out within the scope of phenomenological approach of Edmund Husserl, one of the most significant philosophers of 20th century.
7. Kilikya Felsefe Dergisi / Cilicia Journal of Philosophy: Volume > 2 > Issue: 1
Funda Neslioğlu-Serin, Tamamlanmamış Bir Proje Olarak Viyana Çevresi Felsefesi: Düşünsel - Tarihsel Bir Arkaplan Soruşturması
abstract | view |  rights & permissions
Viyana Çevresi, sunduğu program ve felsefe-bilim ilişkisine dair görüşleriyle 20. yüzyıl felsefesinin kurucu unsurlarından biridir. Viyana Çevresi felsefesini tarihsel bağlamından bağımsız olarak, mantıkçı olguculuk ve benzeri birtakım kavramlarla sınırlı anlama girişimleri, çevrenin gerçekte nasıl bir program önerdiğinin kavranmasını güçleştirmiştir. Hatta bu tür girişimler, Viyana Çevresinin metafiziğe ilişkin savlarından da yola çıkarak, çevrenin programının, toplumsal ve insani olanı dışlayıcı bir öze sahip olduğu biçiminde yorumlanmasına neden olmuştur. Bu yazıda, Viyana Çevresinin bilim ve felsefeye dair sunduğu programın, günümüz felsefesinin biçimlenmesinde etkin bir rol oynadığı, bu rolün de sanılanın aksine Viyana Çevresinin toplumsal konulara ilişkin ortaya koyduğu tezlerden de kaynaklandığı, tarihsel ve düşünsel bir arkaplan soruşturmasıyla gösterilmeye çalışılacaktır.With its considerations on the relations between science and philosophy and its declared program, Vienna Circle is one of the constitutive elements of the twentieth century philosophy. Attempts to understand the Circle limited with some expressions like logical positivism, regardless of its historical context, have led to some difficulties about the real nature of its program. Such attempts, moreover, have adduced from the thoughts of the Vienna Circle on metaphysics that the program of the Circle, in essence, was hostile to anything that is social and human. In this paper, through a historical and intellectual background inquiry it is tried to put that the declared program of Vienna Circle about science and philosophy has played a crucial role for the formation of the philosophy today, and unlike as one may think, this role can only be conceived fully if one respects the theses of the Circle about the social problems properly.
8. Kilikya Felsefe Dergisi / Cilicia Journal of Philosophy: Volume > 2 > Issue: 1
Cem Kamözüt, On Yedinci Yüzyıl Bilim Devriminin Hazırlayıcısı Olarak Mediciler ve Michelangelo
abstract | view |  rights & permissions
Galileo'nun öncülük ettiği bilimsel devrimde kilit rol oynayan bazı düşünceler Rönesans ile ortaya çıkmıştır. Medici ailesinin bilinçli çabaları sonucu yaşanan Antik Yunan'ın yeniden keşfi süreci, Michelangelo'nun çabalarıyla başlamış ve Galileo ile sürmüştür. Bu çalışmada hem Michelangelo'nun hem de Galileo'nun konularına Platonist bir tavırla yaklaştıklarını ve Medicilerin desteğinin tüm bu devrim boyunca yaşamsal olduğunu göstermeye çalıştım.Some of the ideas that played a crucial role during The Scientific Revolution which Galileo led emerged during Renaissance. The process of rediscovery of Ancient Greek started with Michelangelo and proceeds with Galileo, with the conscious efforts of Medici family. In this paper I tried to show that both Michelangelo and Galileo had a Platonist attitude towards their subject matter and that the support of Medici family was vital throughout this revolution.
9. Kilikya Felsefe Dergisi / Cilicia Journal of Philosophy: Volume > 2 > Issue: 1
Şafak Ural, Newtoncu Bilim Anlayışı
10. Kilikya Felsefe Dergisi / Cilicia Journal of Philosophy: Volume > 2 > Issue: 1
Türkan Fırıncı Orman, Jacques Derrida Düşüncesinde “Dil”
abstract | view |  rights & permissions
20. Yüzyıl dil felsefesinin önemli filozoflarından olan Jacques Derrida, varlık ile dil felsefesi bağlamında önerdiği yeni kavramlarla fenomenoloji, dilbilim, psikanaliz ve yapısalcılığa yönelik ve temelde ise Batı Metafiziği'ni hedef alan eleştirel bir düşünce izlemiştir. Bu çalışmada, post-yapısalcı ya da postmodern dil anlayışı çerçevesinde Derrida'nın dil felsefesi ile ilgili öne sürdüğü düşünceleri, kullandığı bazı temel kavramlar tanıtılarak konu edilmektedir. Ancak Derrida'nın kullandığı kavramların, hemen her yazısında değiştiği ve bu kavramları sistemli bir biçimde çözümleme girişiminin başarısızlığa uğrayabileceği düşünülmektedir. Bu nedenle Derrida'nın dil anlayışı, genel hatlarıyla bazı erken, geç ve son dönem yazıları temelinde belirlenmeye çalışılmaktadır.Jacques Derrida, one of the most important philosophers of 20th century, had a critical approach on Phenomenology, Linguistics, Psychoanalysis, Structuralism and Western Philosophy by introducing new concepts within ontology and philosophy of language. In this paper, Derrida's language understanding is discussed in the scope of Post-structural or Postmodern language by focusing on some of his basic concepts. Since these concepts are not univocal in his Works, an effort of a systemathic analysis of such ambiguous terms could be a failure. Thus, preferably Derrida's language view is debated generally on the basis of his first, following and the latest period Works.